6.ceviz festivali dinleyin

Tanıtıyoruz

ÖZLÜ SÖZLER

"HAFTA SONU PAZAR ÖMRÜN SONU MEZAR ZENGİN OLSAN NE YAZAR MEZARINI EL KAZAR"

Aşık Ali Yaralandım

Yaralandım Gurbet elde

Eczaneler

ECZANELER İLETİŞİM



ÇAĞLAYAN ECZANE
------İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2515
FAX: 0344 351 2515
GSM:0536 377 0836
********






DEVA ECZANESİ
----- İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2204
FAX: O344 351 2204
GSM: 0533 543 2362
********

sayaç.Belgesel

ANASAYFA arrow AŞIKLAR VE ŞAİRLER arrow AŞIK ALİ ATAŞ
AŞIK ALİ ATAŞ
  Ben Ali Ataş:11 Temmuz 1946 yılında, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit Köyünde tarlada ekin biçerken annem beni dünyaya getirmiş. Her nedense nüfusa 08.Şubat.1948 Doğumlu olarak  kaydettirmişler.  Adım Ali, soyadım Ataş. Âşık mahlasımdır. Burcum (Aslan) Okuma yazması olmayan bir ailenin üçüncü evladıyım. Babam, Pazarcık’lı olduğumuzu sonradan Cerit’e geldiğimizi söylerdi. Dedemin Doğumu
       Bilinmemekte 01.07.1862 Tarihinde vefat etmiştir. İlçemiz 4 aşiretten mütevekkildir. Aralık evi, Dabanlı, Deli Ahmetli, Kızıllı. Babam Dabanlı aşiretinden Veli Ataş. Lakabına Ateş Derlerdi. Annem Fatma. Lakabına Gro’nun kızı derlerdi. Kızıllı aşiretinden Kara Bekir’in torunudur. Cerit 1986 yılının Haziran ayında kasaba oldu. Bu tarihe kadar Cerit Türkiye’nin ve Kahramanmaraş’ın en büyük köylerinden biri idi. En kalabalık nüfusa sahip olan bir köydü. 1987 yılının yine Haziran ayında ilçe oldu.
       Çocukluğum:
     Yoksulluklarla geçen çocukluk yıllarımı azda olsa hatırlıyorum. Ben şimdiki çocuklar kadar şanslı bir çocuk değil idim. Oyuncaklarım olmazdı. Tahtadan, kartondan, tenekeden oyuncaklarımı kendim yapıp oynamak İsterdim. Fakat babam oynamama izin vermeyip, oyuncaklarımı kırardı. Biz fakir bir aile idik, Mezarlık yakınlarında, odası olmayan, ahşap, iki katlı kırk beş metre kare bir evimiz vardı. Odamız yoktu. Alt katta sığırlarımız yatar, üst katta anne baba çocuklar on baş horanta bir arada yaşadık ve yattık. Sobamız yoktu. Evin bir köşesinde ocak vardı damda bacası vardı.
      Ocakta iri odunlar yakardık ataşın başına çevrilir ısınmaya çalışırdık. Döşümüz ısınır sırtımız donardı.
Evimizin 3 kat yatağı vardı. 5 erkek kardeş üçümüz yukardan ikimiz aşağıdan yatağa girer bir yorgan örtünürdük. Üç kız kardeş bir yatakta yatardı. Yün döşeğimiz yoktu çaput minderlerde çaput yorganlarda yattık. Tüm evlerde olduğu gibi bizim evimizde de su yoktu. Köyün gelini, kızı Keziban hatun Camisi’nin önündeki pınardan bakraçlarla evlerine su taşırlardı. Evimiz pınara çok uzaktı. Bizlerde yaz kış bakraçlarla evimize su taşırdık. O tarihlerde köye üç dört metre kar yağardı. Pınara gidemediğimiz günlerde annem ocakta kar eriterek içecek suyumuzu ve sığırlarımızın içecek suyunu temin ederdi. 
       Keven içinde uyudum:
       Keven güzün dağdan getirilir kışın ıslatılıp doğrayarak sığırlara yedirilen dikenli bir yem türüdür. O zamanlarda köylü malcılıkla geçim sağlardı. Keven getirmeyen ev olmazdı. Yumuşak olması için yağmur alacak şekilde evin önüne ve süyüklerin altına veya ağaçların başına yığarlardı. Bizim evin önünde Dut ağacı vardı babam dut’un başına yığardı. Geceleri arkadaşlarımla oyun oynardık. Eve geç kaldığımda babam kapıyı açmazdı. Dut’a çıkar kevenin orta yerinde kendime yer açar üzerimi kefenlerle örter orada uyurdum. Babam sabah namazı keven almak için dut’a çıkar aşağıya keven atarken üstüm açılır bir Ali sesi duydum gözümü açtım ki babam. Ne yapıyorsun burada dedi.
     Ne yapayım kapıyı açmıyorsunuz burada yatıyorum dedim. O gün yağmur yağmış ıslanmışım. Kalk dedi beni aşağı indirdi eve çıkardı anamı uyardı şunun elbisesini değiş dedi. Elbise olarak uzun etekli fistanım vardı. Anam şaşırdı nerde ısladın üstünü dedi. Kevenin içinde uyuyordum üzerime yağmur yağmış orada ıslandı dedim. Annem babama kızdı sen kapıyı açmazsan çocuk nere gider? Elbette kevenin arasında yatar yazık değil mi? dedi. Babam bir daha kapıyı kilitlemedi. Eve erken gel dedi. Çocukluğumda böyle günler yaşadım.
     İlkokul yıllarım:
     Okul çağım geçiyordu. Babam beni okula göndermek istemiyordu. Benim defter kalem alacak param yok diyordu. Ben ise okula gitmek için Gece gündüz ağlıyordum. Kimliğimde yoktu kendi azmim ve çabam ile 1956 yılında okula yazıldım. Keziban Hatun Camisinin yanındaki Molla Yusuf’a ait iki katlı, ahşap üzeri mertek ve çapkı ve toprak ile örtülü duvarları taş ve çamur sıvalı tek odalı evde okula başladım. Şimdiki İstiklal mahallesindeki okulun bulunduğu yere Şubat tatilinde köylülerin yaptırdığı 2 derslikli okula taşındık. Bir ay okula deftersiz kalemsiz gittim. Babam bana defter kalem almıyordu. Cevizimiz çoktu. Evden ceviz çaldım sattım bir kara kalem, bir defter, bir de silgi aldım. Başka defterim olmadığı için deftere yazdığım günlük derslerimi bir gün sonra siler yeniden yazardım. Okul bitinceye kadar bir defteri kullanırdım.
       Dini Dersler Aldım:
      İlkokulun yanı sıra köyün fahri imamı Hasan Tükel’den dini dersler aldım. Okulda elimden her iş gelirdi. Kırılan sıraları tamir eder kırılan camları takardım. Öğretmenim ve arkadaşlarım bana usta derlerdi. Öğretmenim Ali Asker 14 Mart 2020 tarihinde vefat etti kendisine rahmet ailesine baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.  Bir ara hanımıyla birlikte ziyaretime gelmişlerdi. Öğretmenim okumamı çok istiyordu. Fakirlik nedeniyle İlkokuldan sonra okuyamadım. 1960 yılında ilkokul diplomamı aldım.
       Köyde elektrik yoktu:
       Geceleri gazyağı lambası, çam, çıra, lastik Kırıntıları yakarak evimizi aydınlatırdık. Babam gazyağı feneri ile gece yatsı namazına giderdi. Özel bir odamız yoktu. Gece gaz lambasının ışığında ders çalışırdım. Babam çok zaman bana kızardı dersine sabah çalış Yarına yakacak gazyağı yok lambayı yakma derdi. Bazen lastik bazen çıra yakar derse çalışırdım. Özel ayakkabım yoktu. Kadran lastiği ya da babamın sığır derisinden yaptığı ham çarığı giyerdim. Çorabın ne olduğunu bilmezdim. Buğday arpa nohut ekmeğini bilmezdim. Genelde gilgil darı, ekmeği yiyerek büyüdüm. Çok zaman kahvaltısız okula gittim. Akşam yemeğimizden birkaç lokma kalmış ise sabahleyin onu atıştırır okula öyle giderdim. O günlerde köye 4 metre kar yağardı sokaklar kapalı imkânlar kısıtlıydı. Şimdiki gibi okullar tatil edilmezdi.
      Öğlen okuldan eve gelmezdim. Yemeğim çantamda bulunursa iki diş tarhana ve iki cevizdi. Okula giderken her öğrenci gibi bir yarıntı odun götürürdüm. Götürdüğümüz odunları sobada yakarak ısınırdık. Sınıfta seksen beş erkek öğrenciydik. Aramızda kız öğrenci yoktu. O tarihlerde kız çocukları okula gönderilmezdi. Çünkü köyde ileriyi ve geleceği göremeyen insanlar çok vardı. Öğrencilik yıllarımda gazete ve kitap okumayı çok severdim. Fakat okuyacak ne gazete, ne kitap bulabilirdim. Salman kâhya’nın sebze bahçesini sulardım. Ağabeyli karakolundan gelen askerler Karagöz isimli gazeteler getirirlerdi muhtar okuduğu gazeteleri atmaz bana verirdi. Sabahlara kadar o gazeteleri okurdum.
       Okulumuzda Su Yoktu:
      Başta anlattığım gibi köyün bir tek pınarı vardı. Tüm evlerde suyun olmadığı gibi okulumuzda da su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık evlerde su olmadığı zaman okula üç yüz metre uzaktaki pınara yağmurda yağsa, karda yağsa koşarak gider, suyumuzu içer, Nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda vay başımıza gelenlere. Öğretmenimiz bizi cezalandırırdı. Yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü bekletirdi. Yâda kışın soğuğunda göğsümüzü açtırarak yirmi dakika kar üzerine ağzı üstü yatırırdı. Bunları hep yaşadım.
      Şiir yazmaya başladım:
      İlkokul dördüncü sınıfta iken şiir yazmaya başladım. Yazdığım şiirlerde genelde Çağlayancerit halkının dertlerini, yaşantılarını dile getirdim. Şiirlerimde kimseyi ötekileştirmedim. Devamlı birlik beraberlik çağrıları yaptım. Aynı çağrıları yapmaya devam. Üzüntümü, sevincimi, öfkemi, Kısacası tüm duygularımı halkın dertlerini Şiirlerimle anlatmaya çalışırım. Okuyucularımdan genelde Hasan’la ilgili şiirlerimden çok eleştiri alırım. Soruyorlar bu Hasan kim? Merhum Karakoç’un dediği gibi “ha Hasana ha sana” derim. Hedefteki kişi bir isimdir. Konu başkadır. Hasan’la bir konu anlatılır Bu anlatım bazen şikâyet bazen sevinç bazen hüzün bazen övgü bazen taşlama olabilir.
        İlham kaynağım:
       O tarihlerde Şair Abdurrahim Karakoç’un Hasan’a Mektuplar” isimli şiir kitabı elime geçti, onu okudum. Karakoç sanki Cerit’i ve Cerit’liyi anlatıyordu.  Abdurrahim Karakoç benim ilham kaynağım oldu. Yazdığım şiirlerim yeri geldiğinde gençler ve yaşlılar arasında ezberlenerek günümüzde bile söylenir.
         Köye Kitap satanlar gelirdi:
        O tarihlerde köye katırlarıyla kitap satan Darendeli insanlar gelirdi. Köprübaşındaki Karaveli Ali’ye ait ahşap evin çardağında kitap sergisi açarlardı. Ancak kitapların kapak başlıklarını okurdum. Orada bulunan Salman Kurt isimli yaşlı amca: Okumaya meraklı olduğumu biliyordu.“Ali bana baba de, sana istediğin kitapları alırım.” deyince öyle sevindim ki Salman amcaya tereddüt etmeden baba dedim. Bana istediğim dört tane kitap aldı. Sevincimden uçuyordum. Kitapları alıp eve geldim.
      Babam evdeymiş “Nerden aldın o kitapları?” dedi. “Salman amcaya baba dedim, o aldı.” deyince babam sinirlendi. Sayfasını bile açmadığım kitapları elimden aldı yırttı, ateşe atıp yaktı. Ve beni iyi bir dövdü. Hacı dayımda bazı kitapların olduğunubiliyordum. Ağlayarak dayıma gittim. Dayımdan emanet birkaç kitap aldım. Korkumdan dayım ile birlikte eve geldik. Babam yine kitapları elimde görünce çıldırdı. “Bu defa kime baba dedin?” deyince dayım “Kitaplar benim, emanet verdim. Okusun sonra alırım” dedi. Bir hafta içinde şiir ve hikâye kitaplarını okuyup bitirdim.
         Saz çalma merakım:
        O günlerde beni saz çalma merakı  Sarmıştı fakat sazım yoktu. Tenekeden kendime bir saz yaptım. Kısa zamanda teneke sazımla saz çalmayı öğrendim. Daha sonra harçlıklarımı biriktirip kendime bir saz aldım. Köyde düğünlere giderdim sabahlara kadar çalar söylerdim. Saz çaldığımı duyan köyün bazı örümcek kafalı insanları babama saz çalmanın günah olduğunu, öldüğümde cehennemde yanacağımı söylemişler. Babam bu insanların sözlerine inanarak saz çalmama izin vermedi. Bir müddet sazı komşularda sakladım. Bir gün komşudan sazımı alıp eve geldim. Evde saz çalıyordum. Aniden babam geldi. Ben sana saz çalma demedim mi deyip sazı elimden aldı duvara vurup kırdı. Sazımın kırılmasına dayanamadım. Bu şiiri yazıp babama not bıraktım. 
 
               Baskıyı artırdın hep benden yana,
               Canım babam beni getirdin cana?
               Dert ortağım sazı çok gördün bana,
               Duvarlara vurarak kırdınız babam.
 
         Evimden ve köyümden kaçtım:
     O gece babama küserek evimden ve köyümden kaçtım. O tarihlerde köyün yolu ve arabası yoktu. Peşimden gelen olur korkusuyla yola gitmedim tepeden tepeye giderek, bazı yerlerde kısığın o azgın ve soğuk sularını geçerek, on dört saat aç susuz, yayan yürüyerek köye otuz kilometre uzakta olan asfalta vardım. Yatsı namazı bir yük kamyonuna binerek Maraş’a gittim. Maraş’ta Kimseyi tanımıyordum. Yatacak yerim de yoktu. Birilerine sordum. Bana bir yer tarif ettiler, gittim. Tarif edilen yer, Saray altı Mahallesi’nde bir han,
         Ekmeği kapıp kaçtım:
        O gece handa yattım. Cebimde ekmek param yok acım sabah erkenden çarşıya çıktım bir kız çocuğu ekmek almak için fırının önünde bekliyordu yanına sokuldum çocuk ekmeği alır almaz elinden bir tanesini kaptığım gibi kaçtım hana girdim. Kuru somun ile karnımı doyurdum. Bir saat sonra çarşıya çıkıp gezip dolaştım. Akşam hana geldiğimde hancıya derdimi anlattım. Bana bir haftalığına 60 kuruş verdi sabahleyin ilk işim iki domates Bir ekmek alıp karnımı doyurdum. Bu handa günlüğü on kuruşa bir yıl kaldım, işsizdim. İnşaatlarda çalıştım. Hamallık, ayakkabı boyacılığı seyyar satıcılık yaptım. Günlük gazete ve dergiler sattım.
      Daha sonra bir fotoğraf makinesi alarak fotoğrafçılık yaptım. İlk işim hancıya olan 60 kuruş borcumu ödedim. Şiir yazmaya devam ediyordum. Yazdığım şiirlerimi matbaalarda çoğaltarak çarşıda, pazarda, mahallelerde satmaya başladım. Biriktirdiğim üç beş kuruş ile kendime bir saz aldım. Şiirlerimi satarken çok zaman sazım yanımda olurdu. Bulunduğum müsait ortamlarda çalar söylerdim. Etrafıma toplanan insanlara irticalen söylerdim. Bu da insanların hoşlarına giderdi. Fakat zabıtalar bana bir türlü rahat ettirmezlerdi.
       Bakınız kiminle atıştım:
      Birçok şair ve âşıklarla karşılaşıp tanıştım. Şairlerle atışmalar yaptım. 1967 yılıydı Kahramanmaraş’ta çarşı başında şiir satıyordum. Temmuz’un sıcağında sırtı abalı, ayağı şalvarlı ham çarıklı, kıl çoraplı, başı poşulu, iri yarı bir adam gördüm. Yanına sokuldum. İrticalen kim olduğunu, yazın bu sıcağında neden bu kıyafetle gezdiğini sordum aniden bana cevap vermeye başladı epey devam ettik. Şiirinin son kıtasında Abdulvahap Kocaman olduğunu öğrendim. Şaşırdım özür dileyip elini öptüm. Sırtımı sıvazladı. Meğerse kendiside teyibe okuduğu kasetleri satıyormuş. Atışmalarımızı kasete kaydetmiş. Bana bir kasetini hediye etti. Bu büyük şairi asla unutamam. Önceleri de ismini duyardım. Fakat tanımazdım. Böylece tanışmış olduk.14 Ağustos 2005 tarihinde vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet ailesine ve tüm sevenlerine sabır baş sağlığı diliyorum. Türkiye’de birçok il, ilçe, köy dolaştım.
        Halkım beni Âşık Ali olarak tanıdı. Sayfanın başında da anlattığım gibi Âşıklık mahlasını bana halkım verdi. Macerayı ve övünmeyi sevmem. Olduğum gibi görünmeye, göründüğüm gibi olmaya çalışırım. Gençliğimde birçok şiiri ve türküleri kafamda tutardım. Şimdi ise hepsini unuttum ezbere tek kelimede olsa ne türkü ne şiir bilirim. Ancak kâğıttan okurum. Türkiye’nin birçok ilini gezdim velhasıl gurbetin kahrını çok çektim. Annem, şehre gelip gidenlerle evine dönsün diye ara sıra haber salıyordu annemi kıramazdım. Geçmişte babama olan dargınlıklarımı, kırgınlıklarımı unutarak tekrar köyüme döndüm. Son zamanlarda içine kapalı biri olarak toplumlardan uzaklaştım. 
         Asker arkadaşlarım:
       Evlendim. 27 Kasım 1968 de askere gittim. İlk birliğim Sivas Temel tepe. Köye mektup yazarak sazımı istedim PTT ile gönderdiler. Komutanlarım saz çalmama müsaade ettiler. Cumartesi Pazar günleri alayın anons cihazından çalar söylerdim. Sivas’ta Yılmaz Güney ile tanıştım. 1937 doğumlu olduğunu okuduğu için askere geç geldiğini söylerdi.1984 Yılında Fransa’da vefat etti. İki ay sonra Tokat’a tayin oldum. Tokat’ta da Muhlis Akarsu ile tanıştım. Akarsu ile subay gazinosunda bir defa sahne
Aldım 1948 doğumluydu İki ay sonra usta birliği’ne gitmek üzere kura çektik. Muhlis Akarsu Erzurum Hasan Kale’ye, ben Gaziantep’e gidecektim komutan yerlerimizi değiştirdi. Ben Erzurum Hasankale’ Muhlis Gaziantep top taburuna gitti. 1993 de eşiyle birlikte Sivas Madımak otelinde yanarak can verdiler.  Rahmet diliyorum.
      Yirmi dört ay askerlik yaptım. Asker ocağında şiir yazmaya devam ettim. O tarihlerde yazdığım şiirlerimin birçoğu bulunduğum il ve İlçenin mahalli gazetelerinde birçok dergi ve kitaplarda yayımlandı. O günkü gazete ve dergileri hala saklarım. Köyüme döndüğümde işsizdim. Yapacak bir işim yoktu. Birkaç yıl Çukurova tarlalarında çapa vurdum, pamuk topladım. Sonunda kendime bir meslek edinmeyi düşündüm. 
       Radyo tamirciliğine başladım:
      Bazı elektronik kitaplar okuyarak, usta yanında çalışmadan radyo tamirciliğini en kısa zamanda, Kendi kendime A’ dan Z’ ye öğrendim. Cerit’te elektrik yoktu. O zaman gaz ocağı vardı. Ocakta demir ısıtarak radyonun lehim işlerini yaptım. Radyo malzemelerini bir avuç parça olarak alır radyo kiti işlerdim. Radyoların dış kabinlerini bizzat kendim yaptım. Birçok yeni radyolar imal ettim. Radyoculuğun yanı sıra televizyon tamirciliği ile ilgili elektronik kitap ve dergiler okuyarak televizyon tamirciliğini de kendi kendime öğrendim. Bir dinamo bir su motoru alıp Jeneratörü kendim yaptım. Bir televizyon aldım. Televizyonu bir müddet evde seyrettik sonra bir yer kiralayarak
        İki Yıl Çay Ocağı Çalıştırdım:
       1977/1978 yıllarında iki yıl çay ocağı çalıştırdım. İki yıl sonra kapattım. Veresiye defterinin sayfasını açmadan sobaya vurup yaktım. 1984 yılında köye elektrik geldi. Tamirciliğin yanı sıra bir müddet fotoğrafçılık, elektrik, tesisatçılığı su tesisatçılığı, Sıvacılık, yaparak, geçimimi, sağladım. Yaşadığım hayatımı, üzüntülerimi, sevincimi, pişmanlıklarımı, ibretlik olayları tüm yönleriyle anlatsam sayfalar yetmez. Birçok insanın hayatı acı, tatlı yaşanmış gerçeklerle doludur. Yaşananların bir kısmı anlatılabilecek ve ders alınabilecek türlerden olduğu gibi bazı olaylar ise yaşayanda sır olarak kalır. Bir yakınıyla dahi paylaşmaz. O insanın kendisiyle birlikte mezara gider. Ben de o kişilerden biriyim. Her insan için yaşanmış üzüntünün, sevincin, Başarının ve başarısızlığın hayatın birer parçası olduğunu anlatmaya çalıştım.
       Hayattan ümit kesilmemesi gerektiğini, İnsanlar arasında komşulukların, dostlukların, arkadaşlıkların bitmemesini daim olmasını isterim. Çektiğim cefa ve sıkıntılara rağmen bugün her şeyimi babama borçluyum. Allah rahmet eylesin. Eğer babam sazımı kırmasaydı belki köyümden ayrılıp gurbete gitmezdim. Köyümden çıkmazdım. Hayatın zorluklarını, çilelerini yaşamasını bilemezdim. Belki de şiir dahi yazamazdım. Çocukluğumda babamdan gördüğüm ağır baskılar bugün dahi rüyalarıma girer. “Maalesef  babama olan evlatlık borcumu ödeyemediğimi geçmişteki hatalarımı ancak kendim baba olduğumda anladım.” Her çocuk benim gibi o yaşlarda kendi egosunu öne çıkarır. Ama zamanı gelince babanın haklılığı anlaşılır. Evlat her şeyi daha iyi anlamış olur.1990/2000 yıllarında bir kamera alarak düğünlerde bayramlarda kamera çekimleri ve fotoğrafçılık yaptım.
     Web Sayfalarım:
     2006 yılında adıma yaptırdığım haber şiir ağırlıklı
(http://www.atasali.com/) web sayfa sayesinde 
Çağlayancerit’in tanınmasına büyük katkıda bulundum.
(http://atasali.blogspot.com.tr/)   Resim,Video Haber
(http://cerithaber.blogspot.com.tr/)   Resim,Video Haber
(https://atasalibelgesel.blogspot.com/) Resim,Video Haber web sayfalarımda şiirlerimi ve ilçede olan günlük haberleri Cerit resimleri merhum resimleri ve videolarım yer almaktadır. Binlerce şiirlerimi ve makalelerimi yayımlamaya devam ediyorum. Dünya insanları Çağlayancerit’i ve Âşık Ali’yi daha yakından tanıdılar. Halkla iç içe oldum. İnternet ortamında çok şair ve yazar dostlarım olmuştur. İlçemizde üniversite okuyan gençlerimiz ve hiç tanımadığım birçok üniversite öğrencileri biyografimden, yazılarımdan şiirlerimden faydalanarak tezlerini tamamlamışlardır. Buda benim için gurur vericidir. 31 Ağustos 2013 de yayımlanan (Çağlayancerit’in Sesi) gazetesinde yedi ay kadar köşe yazarlığı yaptım.
       Özel albümüm yok:
     Teyp kasetlerine kendi yazdıklarımı ve bazı sanatçıların eserlerini sazım eşliğinde okudum. 60’lık ve 90’lık olarak 30 tane teyp ses kasetlerim var. 04 Mayıs 2004 Tarihinde bilgisayar ve internet ile tanıştım. Teknolojiden yararlanarak tüm ses kayıtlarımı videolarımı Makalelerimi Şiirlerimi internet ortamına aktardım. Ayrıca Kahramanmaraş,(Aksu) televizyonunda Adıyaman (Asu) televizyonunda canlı yayınlara katılıp şiirler okuyarak sohbetler ettim.1967/2019 yılları arasında yazdığım tüm şiirlerimi ve birçok makalelerimi kitaplaştırdım.
        Yazdığım kitaplar:
1.  (Çağlayancerit) isimli şiir kitabım Ekim 2011 yılında (144) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
2. (Anlatamadım) isimli şiir kitabım Ekim 2012 yılında
(144) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
3. (İnanmadılar) isimli şiir kitabım Mayıs 2014 yılında (208) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
4. (Dinlemediler) isimli şiir kitabım Aralık 2015 yılında
 (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
5. (Düşünüyorum) isimli şiir kitabım Aralık 2016 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
6. (Umudu Kestim) isimli şiir kitabım Ekim 2017 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
7. (Küstüm Ben) isimli şiir kitabım Kasım 2018 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
8.(Yaranamadım) isimli şiir kitabım Kasım 2019 yılında  (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı. 
9. (Kimi Koydun ki) isimli şiir kitabım korona virüs yayılması nedeniyle 2020 yılında basımı gerekirken ileri bir tarihe ertelendi.
10. (Çağlayancerit ve yaşanmış gerçekler) isimli genel kültüre dayalı Kitabım basıma Hazır. Allah nasip ettiyse önümüzdeki Yıllarda (261) sayfa olarak yayımlanacaktır. Bağ-kur’dan emekliyim ilçede ikamet etmekteyim. Şiir ve makaleler yazmaya devam ediyorum. Evliyim 3 kız 2 erkek evladım var 17 torun sahibiyim.                    
                                                       Âşık Ali Ataş    
 
< Önceki   Sonraki >